Bugün Öğretmen Olmak Ne Demek?
Geçenlerde sınıfta bir konuyu anlatırken öğrencilerden birinin arkalardan, "Öğretmenim, bunu zaten YouTube’da çok güzel animasyonlarla anlatmışlar, linkini gruba atayım mı?" demesiyle duraksadım. Bir an bozuldum sandım ama aslında o an, uzun zamandır içimde dönüp duran o büyük gerçeğin yüzüme çarpma anıydı: Artık sınıftaki en akıllı, her şeyi bilen insan ben değilim. Olmama gerek de yok.
Eskiden işimiz daha netti; bilir, planlar ve anlatırdık. Çünkü bilgi bizdeydi. Bugün ise o bilgi çocukların ceplerindeki ekranlarda, yapay zekanın algoritmalarında saniyeler içinde önlerine düşüyor. Peki o zaman, her şey bir tık uzağımızdayken biz öğretmenler bu yüzyılda nerede duruyoruz?
Kendi sınıfımdan, her gün yaşadığım deneyimlerden yola çıkarak heybeme koyduğum birkaç 21. yüzyıl gerçeğini paylaşmak istiyorum:
Anlatan değil, yol açan olmak: Artık dersi "işleyip geçmek" yetmiyor. Benim görevim bilgiyi hazır lokma gibi sunmak değil; öğrencinin o bilgiye ulaşırken yolda kaybolmamasını sağlamak. Bir nevi rehberlik, mentörlük bu. Sınıfı sessizce beni dinledikleri bir yer olmaktan çıkarıp, beraber ürettiğimiz bir atölyeye çevirmeye çalışıyorum.
Dijital dünyayı düşman görmemek: Teknolojiyi sınıftan tamamen dışlamak imkansız, bunu hepimiz biliyoruz. Önemli olan o ekranları dersin bir parçası yapabilmek. Sıkıcı bir dil bilgisini ya da matematik kuralını interaktif bir oyuna dönüştürdüğümde çocukların gözündeki o ışığı görmek, bana teknolojinin doğru kullanıldığında ne kadar güçlü bir müttefik olduğunu gösterdi.
Öğrencimle birlikte değişebilmek: Bugünün çocuklarının dikkat süreleri, espri anlayışları, izledikleri şeyler o kadar hızlı değişiyor ki... "Bizim zamanımızda..." diye başlayan cümlelerin sınıfta hiçbir karşılığı yok. Onları yakalayabilmek için benim de esnemem, onların dilini, dünyasını anlamam gerekiyor. Yani öğretmenlik yaparken, aslında en çok öğrenen yine ben oluyorum.
Ekranların arkasındaki kalbe dokunmak: Bir yapay zeka programı dünyadaki tüm formülleri benden çok daha kusursuz anlatabilir, kabul ediyorum. Ama bir öğrencinin sıraya başını koyduğundaki o kırgınlığı, gözlerindeki o kaygıyı ya da başardığındaki o haklı gururu hiçbir algoritma hissedemez. Çocukların ekran bağımlılığı ve yalnızlıkla boğuştuğu bu çağda, onlara gerçekten "Görüldüklerini ve duyulduklarını" hissettirmek, sanırım elimizdeki en büyük süper güç.